İnsanların Sağlık Sorunları Kapitalizmin Çözüm Geliştirebileceği Ölçeği Çok Aştı!

Önceki yazıda, Dünya Ekonomik Forumu’nun COVID-19’u göz göre göre 2020 riskleri arasında saymamasını küresel sermayenin bir zayıflığı olarak tanımlamış olmamın her şeyi açıklamadığını biliyorum. İşin bu boyutunu öne çıkarmamın basit nedeni, yaşadığımız “hız” çağının sunabileceği fırsatları örneklemekti. Öte yandan aynı rapor yakıcı riskler arasında saymasa bile sağlıkla ilgili gelişmeleri bu tür bir rapor ölçeğine göre çok ayrıntılı bir biçimde değerlendirmekteydi. Şimdi biraz da bunun üzerinde durmak istiyorum.

Rapordan okumak daha aydınlatıcı olabilir. Sağlıkla ilgili bölümün “birazcık” iyileştirilmiş bir Google çevirisini de bağlantılar arasına koydum ki dileyenler çevirinin iyileştirilmesine de yardımcı olabilirler. 

Raporun bu bölümünün önemli bulduğum cümlelerini bazı yerlerini işaretleyerek alt alta sıralasam bile ilgiyi çekmek için yeterli olabileceğini umuyorum (Bu maddelerdeki renkleri, kalın ve yatık özellikleri ben ekledim; köşeli parantez içindekiler ise çevirinin kolaylaştırılması içindir):

  • New York, 2019’da tamamen önlenebilir kızamık salgınına yanıt vermek için 6 milyon dolar harcadı.
  • Dünya Sağlık Örgütü, Antimikrobiyal direncin 2050 yılına kadar 10 milyon ölümle sonuçlanabileceğini tahmin ediyor.
  • 195 ülke genelinde türünün ilk örneği olan kapsamlı bir sağlık güvenliği ve ilgili yetenek değerlendirmesi, dünya çapında temel zayıflıklar bulmuştur: Hiçbir ülke yerel ya da küresel bir salgınla baş etmeye tamamen hazır değildir (https://www.nti.org/newsroom/news/inaugural-global-health-security-index-finds-no-country-prepared-epidemics-or-pandemics/). 
  • Önde gelen dört bulaşıcı olmayan hastalık – kalp hastalığı, kanser, diyabet ve solunum hastalıkları ile birlikte zihinsel hastalıklar – küresel ekonomiye (tedavi ve üretkenlik kaybı olarak) 2010’larda ve 2020’lerde tahmini 47 trilyon ABD dolarına mal olacak.
  • Bulaşıcı olmayan hastalıklar her yıl 41 milyon ölüme yol açıyorlar; bunların% 85’i …. düşük ve orta gelirli ülkelerde. 2030’a kadar Dünya Sağlık Örgütü bu rakamın 11 milyon artarak toplamda 52 milyona ulaşmasını bekliyor.
  • Her yıl 10 milyon yeni vaka eklenen Demansın 2030’a kadar 2 trilyon ABD dolarına mal olması bekleniyor.
  • zengin ülkelerde bile, bulaşıcı olmayan hastalıkların tıbbi ve sosyal bakım maliyetleri sağlık sistemlerini iflas ettirebilir.
  • yaşlı bakımı gerekli ekonomik büyümeyi engelleyebilir; yaşlanan seçmenler, eğitim, altyapı ve iklim dayanıklılığı gibi konulardan çok emeklilik ve sağlık hizmetleri harcamalarına öncelik verebilirler.
  • Hava kirliliği, üretkenlik azalmasına neden olarak dünyaya 5 trilyon dolardan fazlaya mal oluyor.
  • 2080 yılına kadar, aşırı küresel ısınma, bir milyar insanı Avrupa ve Doğu Afrika gibi daha önce etkilenmeyen bölgelerde sivrisinek hastalıklarına maruz bırakabilir.
  • daha fazla insan daha uzun süre yaşadıkça ve yeni ilaçlar ve teknolojiler geliştirildikçe artan talep ve beklentiler mevcut “bakımı finanse etme” yaklaşımlarını zora sokmaktadır.
  • Çoğu sağlık sistemi yetersiz sayıda doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanı istihdam etmekte ve yeterince eğitmemektedir. Örneğin, Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi, hastane ve toplum hizmetlerinde tahmini 94.000 doldurulmamış boş pozisyonu vardır.
  • Bireysel sağlık çalışanlarının hataları sadece hastalarını etkilerken, [giderek daha yaygın kullanılma eğilimi olan] Yapay Zeka hatalarının sonuçları tamamen yeni bir ölçekte ortaya çıkabilir.
  • Önümüzdeki birkaç yıl içinde, çoğunlukla kanser için, 15 ila 30 arasında [kişisel kullanım bedeli] milyon dolarlık yeni ilacın pazara girmesi bekleniyor.
  • [Kişisel sağlık verilerinin daha çok kullanımını özendiren koşulların artmasıyla birlikte bu verilerin olumsuz kullanım riskinin artması]

Raporun bu bölümü; benim gözümde, insanlığın sağlık sorununa kapitalizmin bir çözüm bulamayacağını özetleyen bir çerçeve çiziyor. Yapmak istediğim bu çerçeveye dikkati çekmek. Yeni Korona Virüsü COVID-19’un neden olduğu krizi değerlendirirken, sıradan bir dünya vatandaşı bunların farkında olmasa da küresel güç merkezlerinin bunları çok daha geniş bir çerçeveye oturtan farkındalıkla hareket ettiğini bilmek yararlı olur diye umuyorum. Raporda tanımlanan bu durumun sıradan bir dünya vatandaşının da farkına varmasını sağlamanın yollarını bulmak önemli bir görevdir.

Küresel Riskler ve Küresel Güçler

Yeni Korona Virüsünü bir sosyal medya olayı olarak da izliyoruz. Bu durum olayın çok yönlü değerlendirilebilmesi açısından önemli bir fırsat sunuyor. Sistem eleştirisi için kullanıldığı gibi gülünecek yanlarını da buluyoruz. Alınacak önlemler konusunda doğru ile yanlışın iç içe geçtiği çok büyük ölçekte bilgi paylaşılıyor. Salgının yayılması konusundaki gelişmeler -verilen bilgilere güvenilmese bile- ilgiyle izleniyor.

Ben de kişisel olarak biraz farklı bir noktaya dikkati çekmek istiyorum:

Sermaye; geleceğe yönelik hesaplarını yaparken bir dizi faktörü hesaba katar. Bunlar arasında geleceğin barındırdığı riskler önemli bir yer tutar. Bu risklerle ilgili benim erişebildiğim en önemli değerlendirmelerden biri Dünya Ekonomik Forumu’nun “Küresel Riskler Raporu”dur. Kolay anlaşılması için iki konuyu biraz açıklamak gerekebilir:

Dünya Ekonomik Forumu: Yerli ana akım medyada, düzenlediği Davos Toplantıları ile tanıdığımız Dünya Ekonomik Forumu, siyaset ve iş dünyasının küresel ölçekteki ileri gelenlerinin temsilcilerinin yer aldığı bir örgüttür. Yıllık cirosu 5 milyar Doların üzerindeki 1000 şirket üyesi olması ve çalışmalarına katabildiği devlet yetkilileri; Dünya Ekonomik Forumu’nun küresel güçlerin önemli araçlarından biri olduğunu düşündürtüyor. 

Küresel Riskler Raporu: Dünya Ekonomik Forumu, en azından 2007’den bu yana her yılın başında Küresel Riskler Raporunu açıklıyor. Bu raporda çeşitli risk başlıkları; gelecek 10 yıl gözetilerek, olasılık ve etkileri açısından sıralanıyor. Böylece sermaye kendi dayanışması açısından her biri için sorun olabilecek riskler konusunda bir veri seti ile yola çıkılmasına yardımcı olmuş oluyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 15 Ocak 2020’de yayınladığı Küresel Riskler Raporu 2020’nin çok çarpıcı olduğunu düşünüyorum. Aralık başında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan salgınla ilgili değerlendirmeler 15 Ocak öncesinde yeterince gündeme gelmişti. Her şeyden önce virüsün adı konmuş, ilk ölüm duyurulmuş ve Çin’in bu konuda önlemler almaya başladığı görülmüştü. Fakat raporu duyuran basın bildirisinde Küresel Riskler arasında Salgın Hastalıklardan söz edilmiyordu. İş dünyasını küresel risklerle ilgili olarak uyarmak üzere 15 yıldır düzenli olarak izleyen ve raporlaştıran bu ölçekteki bir kurumun bu konudaki özensizliğini; küresel güçlerin her şeyi denetimleri altında tuttukları ya da tutabilecekleri biçimindeki değerlendirmelerin pek fazla bir karşılığı olmadığının bir göstergesi olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum. İki ay önce “önümüzdeki 10 yıl içinde gerçekleşme olasılığına göre en büyük 5 risk” arasında:

  1. Olağanüstü hava olayları (örneğin sel, fırtına vb.)
  2. İklim değişikliğinin iyileştirilmesi ve uyum çabaları konusunda başarısızlık
  3. Büyük ölçekli doğal afetler (deprem, tsunami, volkanik patlama, jeomanyetik fırtınalar)
  4. Büyük ölçekli biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem çökmesi
  5. İnsan yapımı çevresel zararlar ve afetler

konularını sayan Küresel Riskler Raporu 2020, aynı dönem için etkinin şiddetine göre ilk 5 risk olarak da:

  1. İklim değişikliğinin iyileştirilmesi ve uyum çabaları konusunda başarısızlık
  2. Kitle imha silahları
  3. Büyük ölçekli biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem çökmesi
  4. Olağanüstü hava olayları (örneğin sel, fırtına vb.)
  5. Su krizleri

başlıklarını sıralıyordu. Gelecek 10 yılın risklerini raporlayan Dünya Ekonomik Forumu’nun bu rapordan 2 ay sonraki sitesinin görünümü aşağıdaki gibidir:

Dünya Ekonomik Forumu Sitesinin ana sayfası – 18 Mart 2020

Biri dışında tüm haber ve başlıklar Yeni Korona Virüsü ile ilgili…

Bu durum, yalnızca devletlerin değil, onların arkalarındaki sermaye güçlerinin de denetimi büyük ölçüde elden kaçırdıklarının önemli ipuçlarından biridir. Diyelim ki, rapor yeterince önceden hazırlandığı için bu arada yaşanmış olan gelişmeler raporda gözden kaçırılmış oldu. Fakat 15 Ocak’ta, rapor basına bir panel aracılığıyla sunulurken, gazetecilerden birinin sorusuna rağmen, DEF Başkanı dahil, raporun boşluğunu kapatmaya yarayacak bir yanıt üreten çıkmadı. Aşağıdaki adresteki videoda bu panelde 44. dakikada sorulan bu soruyu ve 46. dakikada verilen yanıtı izleyebilirsiniz:

Küresel Riskler Raporunun basın duyurusunun yapıldığı Panel videosu

“Risk Raporu”nun ortakları arasında iki büyük sigorta şirketi de var: Marsh & McLennan ve Zurich Insurance Group temsilcileri de sözünü ettiğim panelde konuşmacı olarak bulunuyorlardı. Şimdi bu şirketlerin de sitelerinde “COVID-19” ve “pandemic” başlıklarından geçilmiyor.

Gene de iş ve siyaset dünyasının “Yanan Gezegen: İklim Yangınları ve Siyasal Öfke Savaşlarının Alevi” başlığıyla sunduğu “2020 Küresel Riskler Raporu“na (Türkçesini ben bulamadım maalesef) göz atmak isterseniz adının üzerini tıklayarak erişebilirsiniz.

Örgütlerde Enerji ve Deneyim

ODTÜMİST seçimleri öncesinde sosyal medyada paylaştığım katılımcılık tezlerinden birini, burada biraz daha açmak istiyorum:

Genel Kurul süreçlerinin, Derneğin amaçlarının en üst düzeyde gerçekleşmesini sağlayacak bir sonraki Yönetim Kurulu’nu ortaya çıkarmak üzere; adayların birbirlerini tanıdığı, tarttığı ve işbirliği zeminini güçlendirdiği; katılımcı bir ortamda gerçekleşmesi sağlanmalıdır.

ODTÜMİST’in tüzüğünde; görevi, kabaca, Yönetim Kuruluna “öneri ve dileklerde bulunmak olan” bir Danışma Kurulu var. Bu kurul aslında yukarıda tanımladığım gibi, katılımcılığın bir yönünü destekleyecek bir düzenek olarak kurgulanmıştır. Kurul; derneğin etkin unsurlarını ve geçmiş yöneticilerini temel almıştır. 

Aktif unsurlar; Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu, Disiplin Kurulu ve Çalışma Grupları Temsilcileridir (Yürütücüleri). Binlerce üyeden oluşan bir örgütün güncel etkinliklerinde yer alan kadrosu budur. Bunların bir araya gelip yapacakları değerlendirmeler çok değerli olacaktır. Onlarla iletişim içinde olduklarından, büyük ölçüde, daha pasif konumlanan üyelerin yaklaşımlarını da yansıtan değerlendirmeler yapacaklardır. 

Bu değerlendirmeleri; deneyim, birikim ve belleğin devrede olacağı biçimde desteklemek üzere de bir önceki dönemin yönetim kurulu ve eski başkanlardan da yararlanılması öngörülmüştür. Böylece öneri ve değerlendirmeler; geçmişin deneyimleriyle harmanlanarak güçlendirilir, olası yan etkileri ve boşlukları değerlendirmelere katılmış olur.

Dernekle ilgili önemli kararların alınacağı noktalarda Yönetim Kurulu; Danışma Kurulu’nu göreve çağırır. Bu önemli kararlardan biri de gelecek dönemin Yönetim Kurulu’nun oluşturulmasıdır.

Yönetimin değerlendirilmesi ve gelecek tasarımı için toplanan Danışma Kurulu; önceki dönemin başarılı yönleri, yaşanan sorunlar, hangi yönetim yaklaşımlarına ağırlık verileceği, yapılması gerekenler, kimin neleri üstlenebileceği gibi konuların belirginleştirilmesini sağlar. Buradan aşağı yukarı bir uzlaşma çıkar. Yönetim bu değerlendirmelerden Faaliyet Raporunu olgunlaştırırken yararlanır. Belirsizliklerin çözülmesi de Genel Kurul’a kalır.

Son yıllarda olmamıştı ama ciddi anlaşmazlıklar çıkarsa iki ya da daha fazla grup da da yönetim için aday olabilir. Fakat sonuçta her şey derneğin en etkili üyeleri arasında özgürce konuşularak o noktaya gelinir. Önemli olan “Derneğin amaçlarının en üst düzeyde gerçekleşmesini sağlayacak bir sonraki Yönetim Kurulunu ortaya çıkarmak”tır. Genel Kurul (üyeler); karar verme noktasında yönetim adaylarından başlayarak öneriler konusunda olabildiğince ayrıntılı olarak bilgilendirilmiş olur.

Bu düzenekte ve işleyişte sorunlar varsa bunlar üzerinde konuşulur, sorunlar giderilebilir. Fakat katılımcılığın canlı bir biçimde gerçekleşmesinin bu güçlü aracının kullanılmaması ve hatta deforme edilip ortadan kaldırılması dernek için büyük bir kayıptır. 

Bu süreç yaşanabilseydi; büyük olasılıkla iki liste çıkmayacak tek liste üzerinde uzlaşma sağlanabilecekti. Çünkü; önceki yönetimden devam etmek isteyen Yönetim Kurulu üyeleri, eleştiriler karşısında, yeniden aday olabilme gücünü bulamayacaklardı. Geri kalan adaylar da güçlü bir yönetim için bir araya gelme şansını elde edebileceklerdi. Bugüne kadar gördüklerimden çıkardığım odur ki; katılımcı süreçlerden kaçan her yöneticiyi diğer tezlerine bakmadan reddetmek gerekir.

Okuyoruz ve Paylaşıyoruz

ODTÜ mezunlarının Ankara’da ve İstanbul’da Dernekler aracılığıyla sahip oldukları birer Edebiyat Kulübü var:

Ankara’da https://www.odtumd.org.tr/edebiyat-kulubu/

İstanbul’da https://odtumist.org/topluluklar/edebiyat-kulubu/ 

Belki başka kentte de vardır. Bu kulüpler belli aralıklarla bir araya gelerek seçtikleri kitaplar üzerine söyleşiyorlar. Her iki dernek de bu kulüplerde çok sayıda mezunu bir araya getiriyor. Mezunlar, okudukları kitaplarla ilgili değerlendirmeleri derneklerinin yayın organlarında da paylaşıyorlar. 

Oxford mezunları, kitap okumada daha kapalı bir yöntemi kullanıyor. Kitap Kulübü diye bir şey kurmuşlar:  https://www.alumni.ox.ac.uk/book-club. Bir e-posta listesi üzerinden, birlikte seçtikleri bir kitap üzerinde 2 aylık dönemlerde yazışıyorlar. Kitap Kulübünü, hiç bir araya gelmeden, bir moderatör desteğiyle yazışarak sürdürüyorlar ve mutlu görünüyorlar. Kulübün, mezunların iletişimini geliştirdiğini söylüyorlar.

Bizde yeni bir şey çıktı: Türk Dili Bölümünden, Sibel Yılmaz Hoca ve ilgili öğrenciler “Okuyoruz Hocam” adlı bir YouTube kanalı açtılar. Gördüğüm kadarıyla her hafta bir öğrenciyle bir kitap üzerine konuşuyorlar. 6 kitap üzerine yaptıkları yayının ilgi gördüğüne inanıyorum. Geçen hafta sonu sosyal medyada paylaştım; işe yaradı sanıyorum. 200 abone 3 günde 250’nin üzerine çıktı. Derneklerin Edebiyat Kulübü üyelerine de erişilebilirse sayının çok hızlı artmasını beklerim. 

“Okuyoruz Hocam” çok yalın ve etkili bir kanal olmuş. Mezunların okuma etkinlikleri ile birlikte etkileşimli ve birbirini besleyen daha geniş bir ortamın üretilebileceğini düşünüyorum. Beklediğim şey şu: Edebiyat Kulüpleri de kendi kanallarını kursalar, hatta kurgusal olmayan kitapları da kapsayan bir kanal da olsa örneğin. Her bir kanal farklı bir biçimde tasarlanabilir. Önemli olan; insanların ilgisini çekip yoğunlaştırabilmesi. Sonra tüm bu kanalları bir güncede birleştirsek. Her birinin haberini bu güncede paylaşsak. Böylece, tüm dünya üzerindeki ODTÜlüler olarak; neleri okuduğumuzu ve okuduklarımızı nasıl değerlendirdiğimizi hem birbirimizle hem de toplumla paylaşmış oluruz. Bakarsınız içimizden birileri de bu paylaşım ortamını daha etkili kılacak güncel araçlar geliştirirler : )

Amsterdam Buluşması ve Avrupa’daki ODTÜ Mezunlarının Durumu

İlgili kişilere daha kolay erişebildiğim için özellikle ODTÜ ile ilgili konulardaki görüşlerimi paylaşırken Linkedin’i gözetmek durumunda kaldım. Bir süre daha bunu sürdürmem yararlı olacak sanıyorum. Yazdıklarımı önce burada paylaşmaya özen göstermeme karşın bu konudaki iki yazıyı önce Linkedinde paylaştım. Burada o iki yazıyı birleştirerek kullanacağım.

Linkedin’in 2020 Ocak sonu verilerine göre Rusya ve Kıbrıs’ı da Avrupa’da sayarsak Avrupa’daki ODTÜ mezunu sayısı 10.337 oldu.

Almanya 1907 İngiltere 1754 Hollanda 1497 Azerbaycan 466 İsviçre 460 Kıbrıs 429 Rusya 417 Belçika 363 İtalya 344 Fransa 336 İsveç 276 Kazakistan 227 İspanya 203 Avusturya 167 Danimarka 135 Polonya 128 Finlandiya 121 İrlanda 115 Arnavutluk 111 Norveç 109 Romanya 97 Çek Cumhuriyeti 94 Ukrayna 70 Lüksemburg 70 Yunanistan 55 Macaristan 48 Kosova 40 Gürcistan 38 Bosna-Hersek 35 Estonya 27 Sırbistan 24 Portekiz 23 Bulgaristan 22 Beyaz Rusya 21 Karadağ 18 Makedonya 16 Slovakya 12 Malta 11 Slovenya 11 Moldova 10 Litvanya 8 Letonya 6 Lihtenştayn 6 Hırvatistan 5 Andorra 3 Ermenistan 1 Monako 1 İzlanda 0 San Marino 0

Linkedin kayıtlarının artmasının da etkisiyle son 13 ayda Avrupa’daki ODTÜ’lü nüfusu %42 artış gösterdi.

Avrupa’daki ODTÜ’lüler; 2017’de Paris’te başlattıkları ODTÜ Mezunları Avrupa Buluşmalarının dördüncüsünü 1-2 Mayıs’ta Amsterdam’da yapacaklar. Linkedin verileri doğruysa Türkiye dahil 50 ülke arasında yalnızca İzlanda ve San Marino’dan hiçbir ODTÜ’lü gelmeyecek. Diğer 46 ülkeden katılımcı çıkması potansiyeli var.

1000’den fazla ODTÜ’lünün bulunduğu 3 ülke; Almanya, İngiltere ve Hollanda. Bunlar dışında 100’den fazla ODTÜ’lünün olduğu 17 ülke daha var: Azerbaycan, İsviçre, Kıbrıs, Rusya, Belçika, İtalya, Fransa, Kazakistan, İsveç, İspanya, Avusturya, Danimarka, Polonya, Finlandiya, İrlanda, Arnavutluk, Norveç.

2018 sonunda Avrupa’da 40’tan fazla ODTÜ’lünün olduğu 25 ülke varken şimdi bu ülkelerdeki en düşük sayı 55; o da en düşük artış gösteren Yunanistan’a ait. Bu 25 ülke içinde; Almanya, Hollanda, İtalya, İsveç, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Ukrayna ve Lüksemburg’taki artışlar %50’nin üzerinde olmuş… 2018 sonunda 20’den az mezunumuzun bulunduğu Kosova, Estonya, Litvanya ve Lihtenştayn’da birkaç katlık artışlar var…

ODTÜ’lülerin Avrupa’daki ülkelere göre dağılımlarını, Linkedin verilerinin güvenilirliği ölçüsünde, yukarıda ortaya koydum… Bu kez de aynı yaklaşımla, 5 Şubat 2020’de çektiğim yeni bir “fotoğraf”ı paylaşıyorum.

Aşağıdaki listede Avrupa’da en çok mezunu bulunan 13 ODTÜ bölümü ile ilgili sayılar var. Batı ve Kuzey Avrupa ile Tüm Avrupa‘daki sayıları iki ayrı sütunda gösterdim. Amsterdam’a yakın olduğunu varsaydığım 17 ülkede 8000’e yaklaşan bir ODTÜ’lü nüfusu varken geri kalan 32 ülkede 2500 dolayında kalıyor. Linkedin kayıtlarında 7800 kişinin göründüğü 17 ülke sırasıyla; Almanya, İngiltere, Hollanda, İsviçre, Belçika, İtalya, Fransa, İsveç, İspanya, Avusturya, Danimarka, Finlandiya, İrlanda, Norveç, Çek Cumhuriyeti, Lüksemburg, Portekiz…

Linkedin kayıtlarına göre ODTÜ’nün bazı bölümlerinin Avrupa’daki mezun sayıları

Tabloda yer alan bölümlerde Batı ve Kuzey Avrupa olarak tanımladığım ülkelerde 6053 kişi bulunuyor. Kalan 1750 kişiyi diğer bölümlerdeki ve bölümü belitilmemiş mezunlarımız oluşturuyor.

Bu tabloda hatalar olabileceğini baştan varsayıyorum, fakat bu tür verilerin yetersiz olduğu koşullarda bize ciddi yaklaşımlar sağladığına da inanıyorum. En çok yanıltıcı olabilecek neden; Linkedin’de güncellenmeden kalmış bilgiler. İkincisi mezunların oluşturduğu çoklu kayıtlar; aynı kişi birden fazla sayılabiliyor. Üçüncüsü, bölümlerin tanımlanmasındaki uyuşmazlıklar, listede yer alan bölümlerde bu tür uyuşmazlıklar çok sınırlı. Fakat Malzeme ve Metalurji Mühendisliği, Gıda Mühendisliği, vb. bazı alanlarda Linkedin farklı sınıflandırmalar yaptığı için mezunlar bazı durumlarda kendilerini tutarlı bir biçimde tanımlayamayabiliyorlar.

Şirketlerle ilgili bilgileri belirlemek biraz daha zor. Fakat Batı ve Kuzey Avrupa’da hangi şirketlerde kaç kişi görüldüğünü aşağıdaki tablo çok kısıtlı ölçüde de olsa tanımlamış olacaktır:

Linkedin’e göre Batı ve Kuzey Avrupa ülkeleri şirketlerindeki ODTÜ mezunu sayıları

Sonuç olarak; 1-2 Mayıs 2020’de Amsterdam’da yapılacak olan 4. ODTÜ Mezunları Avrupa Buluşması‘nın ülkeler ölçeğindeki potansiyelinin yanında şimdi bölümler ölçeğindeki potansiyelini de yaklaşık olarak belirlemiş olduk. Buluşmaya katılmayı düşünenler için artık geriye yolculuk ve konaklama için rezervasyonlarını bir an önce yapmaları kalıyor.

“Kör kuyular”

Önce şunu söylememde yarar var. Çok sevdiğimi düşünmeme karşın edebiyat, sinema, müzik başta olmak üzere sanatın birçok dalından fazla etkilenmeden yaşayıp gidiyorum. Okuduklarımı, izlediklerimi hızla unutup günlük yaşamın hayhuyuna dönüyorum. Böylece onlar da hayhuya karışmış oluyorlar. Dinlediklerimin bazıları, zaman zaman sözleri ya da melodileriyle kafamda yinelenerek bendeki konukluklarını uzattıkları olur. Fakat onları da çabuk unuturum. Şu farkla ki, yeniden karşılaştığımda daha kolay anımsarım. Fakat hepsi bu kadar.

Hasan Ali Toptaş’ı “Bin Hüzünlü Haz” ile tanımıştım. Çok oldu. Öykü neredeyse bende hiçbir iz bırakmadı. Okurken güzel geldiğini anımsıyorum. Cümleleri oluşturan sözcüklerin seçiminden çok etkilendiğimi bir de. Kitabı kaldırıp koyduğum yeri de anımsamıyorum.

Bir gün Alev’in önerisiyle Toptaş’ın yazdığı bir çocuk kitabını almıştım. Onu da, ele aldığı olguları bilimsel olarak tutarlılıkla sunamadığı düşüncesiyle kapattığımı anımsıyorum. Öyle kaldı.

Sonra “kör kuyular”ın haberini gördüm ve Toptaş’la yapılan bir söyleşiden etkilenerek internet kitapçılarından birinden “Beni Kör Kuyularda”nın siparişimi verdim. Kitaplar geldiğinde Hasan Ali Toptaş’ın kitabının kapağındaki bir reklam cümlesiyle irkildim. Dedim ki “Frankfurter Allgemeine Zeitung da Zaytung herhalde!”

“Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer.” Yani, diyelim biri bu cümleyi etti; artık niyeti her neyse… Fakat kendi içinde tutarlı bir insan bu cümleyi kitabının kapağına nasıl koyar diye dertlendim. Dilin de önüne geçmeyi üstlenen birini nereye koyacağımı şaşırdım. Bu büyük üstlenimin karşılığını biraz daha yakından görmek için okuma önceliğini de bu kitaba vermiştim. Okudum. Bende “Zeitung” gölgesi altında oluştuğuna inandığım etkisi şu oldu: “Okudunuz, gördünüz; bir göztaşının peşine basit kitlesel eğilimleri fazla yorumlamadan eklediğinizde bile insanları etkileyebilirsiniz” demiş bize…

Ben, okuma gerekçemin farklı olduğunu varsayarak, ‘yemediğimi’ düşünüyordum. Fakat gördüm ki sizi de beni de “göztaşı meraklıları” arasına katmış. Bundan sonra yazmasa da olur…

Sayısal araçların en önemlisi!

Hanidir bedenimizi tamamlayan sayısal bir organımız var… O kadar çok işi onunla yapar hale geldik ki gerçekten bir parçamız ya da bir uzantımız oldu. Kendisiyle bütünlendiğimiz bu araca “cep telefonu” demeyi bırakıp başka bir ad vermek gerekmez mi?

Bu konunun iki boyutuyla tartışılmasını sağlamaya çalışacağım. Biri, cep telefonunun artık başka nelerin yerine geçtiğinin bir listesinin çıkarılması. İkincisi, artık bir telefondan çok fazla bir şey olan bu araca ne denmesi gerektiği…

Bu tartışmaları yalnız Türkçede yapmak da yetmez. En azından İngilizcesi için de yapmak gerekir. Ayrıca, diğer dillerdeki karşılıklarını gözetmek de iyi olur.

En baştaki tanımları aslında biraz da yönlendirmek için yaptım. Bana en yakın duran ad: Sayısal Uzantı. Bu aslında biraz uzun. Fakat cep telefonu da pek öyle kısa bir ad değil. Aralarında iki karakter fark var: 12’ye 14. Sayuz diye kısaltsak nasıl olur diye de düşündüm. Olabilir aslında. Fakat bizim insanımız, hele günümüz sosyal medyasıyla biçimlenmiş haliyle, hemen işin dalgasına zıplayacaktır. En başta önerilecek olanların hızla tüketileceğine inanıyorum. O nedenle, biraz geride durup bakmakta yarar var.

Sayısal uzantı adı aracın hakkını veriyor. Uzunluğu da “uzantı”nın düşmesiyle çözülebilir gibi: “Sayısal”. Nitekim “cep telefonu”nun kısaltılmışı da ilk sözcük: Cep. “Cep”le neredeyse sorun yaşamadı insanımız. Akıllandıktan sonra da adı değişmedi; gene “cep”. Fakat artık biliyoruz ki o “akıllı”. O akıllandığında biz de akıllansaydık belki kestirmeden “akıllı” deyip sorunu çözebilirdik. Bu seçenek hala var : )

“Sayısal”ı ad olarak kullanmanın bir sıkıntısı loto olarak kullanımının da olması. O nedenle, “akıllı” daha akılcı bir seçenek gibi duruyor. Fakat cümle içindeki kullanılışları biraz sorunlu durabilir. Gerçi “cep” daha fazla soruna aday olmasına karşın, kimse dert etmeyince, alıp başını gitmişti. Aslında “cep“e -telefon olarak algılanması bu kadar yerleşmiş olmasaydı- hiç dokunmamak da iyi olabilirdi. Fakat cepteki telefon algısını ondan eksiltmek sanırım olanaksız.

Şöylesi daha mı iyiydi yoksa: Uzantıyı düşüreceğimize “Sayısal Uzantı”dan bile isteye, baştan sayısalı mı düşürsek: Uzantı… Gerçekten de bir uzantımız, yaşadıklarımıza bakınca. Hem de eklenecek yeni yeteneklerle birlikte daha da güçlenecek olan bir uzantı… Kişisel olarak bunu kullanmayı yeğlerim.

Belli mi olur; önerilerin ortaya çıkmasını özendirdiğimizde bambaşka bir şey fırlayıp öne geçebilir ve belki yüzlerce şeyin yerine geçen bu aracın “telefon” olarak adlandırılması döneminin kapanmasını sağlayabilir.

Beton savı

Bu ‘tabela’ “Lambalık” yazısını yazarken aklımdaydı. Lambalığı tartışabilirsek bunu da konuşuruz diye düşünmüştüm. “Lambalık” üzerine söyleşi umduğum kadar ilerlemedi, fakat beni şunu görebildiğim noktaya kadar getirdi: LE CORBUSIER, Exterior light 1952. Paylaşmasam bunları görmeyecektim…

Meşhurmuş bizim lambalık; paylaştığım ilk köprüdeki biraz daha popüler hali; çoklukla şu ortamlarda karşılaşılıyor: Sergi, Açık Artırma 1, AA 2. İnternet, insanı kendi başına yol almaya yöneltiyor, halbuki ben gidebildiğimiz kadar birlikte gidelim istemiştim.

Aşağıdaki beton tabela, bir dönem otların arasında kalıyor, açığa çıktığı zamanlarda da solgun, bezgin görünümüyle pek göze batmadan yaşamının son dönemlerini geçiriyor…

Bilmiyorum; belki de 30-40 yıldır bu durumdadır. İlk yapıldığında bunu buraya mı diktiler acaba? Hani, binaya biraz uzak kalmış da… Bir de niye 1? Tabelası olmasa da “ARCH 2” var mı?

İlk farkettiğimde, betondan böyle bir tabela oluşturulmasının ne anlama geldiğini anlamaya çalıştım. Mimarlığın ana kapısının önündeki beton çöp kovası gibi çoğaltılabilecek bir şey için kalıp yapılmasını anlardım. Tam karşısında, bir tane daha var en azından. Fakat bu öyle değil ki, bir tane yapıp binanın uygun bir köşesine dikeceksin. Birileri yıllar sonra da olsa bu binanın ne zaman yapıldığını öğrenecek.

Beton Çöp Kovası

Bir tür taş ya da mermer üzerinde yontarak elde edebileceklerinin dişilerini barındıran bir kalıp hazırlayıp dökeceğin betondan böyle bir şey elde etmeye kalkmanın temelinde bir “sav”ın bulunduğu çok açık: İnsan, daha çok şey yapacak; bu da nedir ki!

“Uzun zamandır insanı etkisine almış bir akıl çağında yaşıyorduk. Taşı yontmak yerine dilediğimiz biçimdeki taşı yapmayı da becerebilirdik.” Çıplak betonun karşılıklarından biri de işte bu tabela ile sınanmış diye düşündüm. Elli yılı bir biçimde aşan bu taş yüzüncü yılına varır mı bilmem; fakat böyle bir sav; malzeme temelindeki bitmez tükenmez arayış ruhunu canlı tutmanın aracı olmuştur.

Bu arayışın duraklarında biri; her yerde karşılaşılabileceğine de inandığımız için artık pek ilgimizi çekmeyecek biçimde Çatı’ya giden yolun başında piyasa malı bir saksıdır. Ömrü daha uzun olsa bile orada ne kadar tutunur, o da ayrı bir konu…

saksi

ODTÜ Öğrencilerine Burs Bağışı için Maraton Kampanyası

Maraton aracılığı ile bağış toplamak işleyen bir yöntem… Bence, bağış toplamak için başka yöntemlerde de geliştirmek gerekir fakat önce bunu kullanalım hele diyorum.

ODTÜMİST bu konuda iyi gelişmeler sağladı. Kampanyaya katılanlara açtığı sayfalar üzerinde kolaylıkla bağış topluyor. “Koşucular” bağış toplanmasına aracılık ediyor. Örneğin benim sayfamdan girerek bağış yaparsanız makbuzunuzu ben kesmiş oluyorum: https://fonzip.com/odtumist/kampanya/bagis-makbuzunuz-buradan— Görünmesini istemenize bağlı olarak adınız ve bağış miktarınız kayıtlara giriyor. Bağışınızın ulaştığı konusunda bilgilendiriliyorsunuz. Benim gibi aracılar da harcadıkları çabanın karşılığını ne ölçüde bulduklarını kendi sayfalarından izlemiş oluyorlar.

Geçmiş yıllarda da koşup bağış topladığım için bu yıl daha deneyimliyim. Bağış toplama işinde yer aldığımı ne kadar çok kişiye ne kadar etkili bir biçimde anlatabilirsem kampanyanın başarısına o ölçüde katkıda bulunmuş olacağım. Öte yandan, benim kestiğim makbuz kadar kesilen toplam makbuz önemli. Bu nedenle, diğer koşucuların kimler olduğunu öğrenmek isteyenler şu sayfadan başlayabilirler: https://fonzip.com/odtumist/kampanya/liste?sayfa=1&gosterim=0&etkinlik_id=0&arama=

Başkalarının çok daha fazla bağış topladığına bakıp beni kınamayın, bu işlerin bin yönü var. Kimileri büyük tutarlarda paralar topluyorlar. Kimileri çok kişiden azar azar. İkisini birden yapabilenler de var: Birazı çevre, birazı ilişkiler, birazı yetenek… Sonuçta 600 öğrencinin bir yıllık giderlerini desteklemek için çok daha fazla insan harekete geçirilmiş oluyor. Önemli olan bu çabanın içinde yer almak…

Sonuçta, kampanyanın boyutları ve nasıl geliştiği de bu sayfalar aracılığı ile izlenebiliyor. Her birimiz kendi çevremizi harekete geçirmeye çalışıyoruz. Hiçbir şey olmasa bile böyle bir bağış toplama yöntemi olduğunu sağa sola duyurmuş oluyoruz. Bu kolay iletişim çağında bile yeterince insana erişmek ve onları etkilemek hiç kolay değil. Yüz yüze karşılaştıklarınıza bile “çağdaş makbuz”un adresini vermeniz gerekiyor, telefonda da öyle. Ayrıca e-posta gönderebiliyorsunuz. Whatsapp iletileri var; ne kadar kullandığınıza bağlı olarak, sosyal medyadan yararlanabilirsiniz.

Hangi araçları kullanacağınızı belirledikten sonra bir de iletinin içeriği sorunu var. Herkese aynı şeyi söyleyemeyeceğiniz için kime ne diyeceğinizi ayrıştırmanız gerekiyor. Fakat sonuçta derdinizi iletecek bir ana ileti gövdesine gereksiniminiz var. Bunu oluşturup sonrasında kişiye ya da topluluğa göre ekleyip değiştireceklerinizi belirleyeceksiniz.

Harekete geçirilecek çevrelerde, doğal olarak, öncelik ODTÜ mezunlarında oluyor. Fakat böyle olunca da çevrelerimizin örtüşme olasılığı artıyor. Bu yüzden örtüşen çevrelerin yanı sıra diğer çevreleri de ciddi bir biçimde gözetmek gerekiyor. Bu durumda da kısıtlı enerjinizi nasıl kullanacağınız önemli hale geliyor. Zamanımın daha geniş olduğunu düşünerek ben böyle ayrıntıları paylaşmayı bile göze alıyorum örneğin…

Yerel Facebook Toplulukları Yeterli ve Etkili mi?

Linkedin’den bakınca Dünyanın 140’tan fazla ülkesinde ODTÜ mezunu olduğunu belirlemiştim. Mezunların bu ülkelerin hangilerinde Facebook Toplulukları oluşturmuş olduklarına da baktım… Bazıları etkin olmasa da, kent ve ülke ölçeğinde, 48 yerel Facebook topluluğu var. Kent ve ülke karışık olmak üzere aşağıda üye sayılarıyla birlikte listeledim:

Kent
/Ülke
Topluluk AdresiÜye Sayısı
Adanahttps://www.facebook.com/groups/157602876005212
Almanyahttps://www.facebook.com/groups/132027236866203/ 614
Ankarahttps://www.facebook.com/groups/odtumd/1861
Antalyahttps://www.facebook.com/groups/odtuantalyamezun451
Atinahttps://www.facebook.com/groups/1242330179194814/6
Atlantahttps://www.facebook.com/groups/1046651745396012/40
Avrupa Birliğihttps://www.facebook.com/groups/271197046672969/1240
Avusturyahttps://www.facebook.com/groups/metu.avusturya/181
BAEhttps://www.facebook.com/groups/1427594484204838/145
Belçikahttps://www.facebook.com/groups/130599647020245/221
Berlinhttps://www.facebook.com/groups/520472028076607/235
Bostonhttps://www.facebook.com/groups/1022026431198969/185
Denizlihttps://www.facebook.com/groups/731140956986097/77
Eskişehirhttps://www.facebook.com/groups/eskisehirodtumezunlari183
Finlandiyahttps://www.facebook.com/groups/650631438774833/34
Fransahttps://www.facebook.com/groups/1727420194181278/122
Hamburghttps://www.facebook.com/groups/818581111579750/50
Hollandahttps://www.facebook.com/groups/173495246037783/493
İngilterehttps://www.facebook.com/groups/4989118702/150
İspanyahttps://www.facebook.com/groups/1160528380700605/82
İstanbulhttps://www.facebook.com/groups/odtumist6742
İsviçrehttps://www.facebook.com/groups/odtuisvicremezun/221
İzmirhttps://www.facebook.com/groups/184854191531143524
Kahirehttps://www.facebook.com/groups/1718715095064116/7
Kanadahttps://www.facebook.com/groups/odtualumnicanada/378
Karşıyakahttps://www.facebook.com/groups/1769473699943100/278
Kayserihttps://www.facebook.com/groups/217643255395/218
Kıbrıshttps://www.facebook.com/groups/258332037389/237
Kocaelihttps://www.facebook.com/groups/142445139212955195
Kopenhaghttps://www.facebook.com/groups/341110299832085/7
Köln (NRW)https://www.facebook.com/groups/1974110329539107/117
Malezyahttps://www.facebook.com/groups/1013085995393178/11
Melbournehttps://www.facebook.com/groups/514494038738219/81
Mersinhttps://www.facebook.com/groups/mersinodtumd/303
Milanohttps://www.facebook.com/groups/1745670238999570/138
Montrealhttps://www.facebook.com/groups/474447202926790/98
Münihhttps://www.facebook.com/groups/1446287692258013/323
New Yorkhttps://www.facebook.com/groups/1124937600861741/191
Rusyahttps://www.facebook.com/groups/283884355126635/60
Samsunhttps://www.facebook.com/groups/43069490034662750
San Franciscohttps://www.facebook.com/groups/463562163838508/75
Seattlehttps://www.facebook.com/groups/1085310811529821/12
Şikagohttps://www.facebook.com/groups/598337060259222/78
St. Louishttps://www.facebook.com/groups/256108041444740/10
Teksashttps://www.facebook.com/groups/metuNTx/67
Vancouverhttps://www.facebook.com/groups/487287638062606/96
Vaşingtonhttps://www.facebook.com/groups/odtumddc/205
Yeni Zelandahttps://www.facebook.com/groups/201275236910056/19

Alt unsurları ile kapsandığını varsaydığım listedeki koyu yazılı olan Avrupa ile Almanya ve Kanada’yı ve İzmir’le kapsanıyor olduğunu düşündüğüm Karşıyaka’yı düşersek 15.000’e yakın mezunun bulunduğu 44 topluluktan söz ediyoruz… Bu topluluklar içinde; Almanya, Antalya, AB (METUROPE), Avusturya, BAE, Boston, Fransa, Hollanda, Kayseri, Mersin, Montreal, Münih ve Şikago yeterince etkin görünüyor. İçlerindeki tek yönlü bir grup olarak ODTÜMİST de düzenli bildirimler gönderiyor. Kalan 30’dan fazla topluluğun etkililik düzeyi çok zayıf ya da yok.

Bence iyi örneklerin kendi deneyimlerini paylaşmasında yarar var. Avusturya, Hollanda ve Münih’i yakından izliyorum ve biliyorum ki çok yoğun ve etkili bir iletişimleri var: Etkinlik haberleri, ev aramada yardımlaşma ve buluşmalar etkileşimin yoğunlaştığı konular. Fransa’da etkinlik haberleri başı çekiyor. Almanya, Antalya, BAE, Boston, Kayseri, Mersin, Montreal ve Şikago dahil bu toplulukların nasıl etkili olduklarını o topluluklardaki arkadaşlarımızdan dinleyebiliriz.

Öte yandan mezun derneğinin bulunduğu Bursa’da da Facebook topluluğu olduğunu belirleyemedim. Burada dernek kendi iletişim kanallarını iyi kullanıyor olduğunu düşünerek buna ihtiyaç duymamış olabilir, doğal olarak. Fakat yeteri sayıda mezunumuzun bulunduğunu Linkedin’den belirlediğimiz Tekirdağ, Konya, Aydın, Balıkesir, Hatay, Manisa, Zonguldak gibi bazı illerimizde ise Facebook toplulukları olmadığı gibi derneklerimiz de yok. Buralardaki mezunlarımızın hiç olmazsa Linkedin ya da Facebook üzerinde oluşturacakları topluluklarla iletişimlerini geliştirmeleri yararlı olabilir…

Yukarıda listelenen yerel FB topluluklarının 18 Ekim 2019’daki üye sayılarına göre sıralanmış listesi de değerlendirmeler için yararlı olabilir:

ODTÜ Mezunlarının Yerel Facebook Topluluklarında Ekim 2019’daki Üye Sayıları

Bu yazı, erişemediğim yerel toplulukları bulmaya, eksikliği duyulan toplulukların oluşmasına ve çevrimiçi toplulukların değerlendirilmesine hizmet ederse ciddi ölçüde işe yaramış olacaktır…