Göze Görünmeyen Büyük Bağışlar

ODTÜ’ye yapılan bağışların irilerine bakınca şunları görüyoruz: Yurt, Amfi, Araştırma Merkezi Binası: Demiray Yurtları, Yüksel Proje Amfisi, Ayaslı Araştırma Merkezi örneklerinde olduğu gibi hepsi de çok değerli bağışlar. Belki göze görünmeyen çok önemli başka bağışlar da vardır. Bilenler bunları da paylaşsın isterim.

Göze pek görünmeyenler arasında, öğrencilere burs sağlamak için yapılan bağışlara ilgiyi çekmek istiyorum. Burs bağışları mezunlarımızın duygusal olarak içinde en çok yer aldıkları bağış türüdür. Burs bağışları, bireyselden örgütsele çok farklı ölçekte yürüyor, yürütülüyor. Öğrencilere burs sağlayan en belirgin yapılar mezun örgütleri ya da mezunlardan burs bağışı sağlamayı da gözeten vakıflardır. Bunların öne çıkan iki örneğinin (ODTÜMİST ve OGV) son beş yıl bağışlarına baktığımızda 20 milyon liranın üzerinde bağış topladıklarını görüyoruz. 

Son 5 yılda mezunlarımızın yalnız ODTÜMİST (İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği) aracılığıyla yaptığı bağışlar:

  • 2020 – 2.517.430
  • 2019 – 2.406.954
  • 2018 – 2.174.559
  • 2017 – 1.828.710
  • 2016 – 1.362.835

olmak üzere toplam: 10.290.488 TL 

Kaynak: https://odtumist.org/faaliyet-raporu-2019-2020-2021/ ve önceki yılların raporları

ODTÜ Geliştirme Vakfı aracılığı ile toplananlar:

  • 2020 – Yayınlanmadı
  • 2019 – Yayınlanmadı
  • 2018 – 2.469.000 TL
  • 2017 – 1.921.000 TL
  • 2016 – 1.570.000 TL

Kaynak: https://odtugv.org.tr/Sayfa/burslar/14

ODTÜMİST güven veren bir yapıda oluşan burs düzeneklerinin başarılı olabileceğinin iyi bir kanıtını ortaya koyuyor. Hem bağımsız denetim kuruluşları hem de derneğin denetim organlarınca gözetilen bir yapıda çok etkili çalışmalar yürütülüyor. Sayıları 1000’e yaklaşan düzenli bağışçılar yıllık bağışların ana gövdesini sağlarken İstanbul Maratonu döneminde yapılan kampanyalarla da yıllık bağış tutarının yaklaşık üçte birinin karşılandığını görüyoruz.

Nitekim bu yılın kampanyasından da böyle bir sonuç bekleniyor. COVID-19 salgını Maraton kampanyasının İstanbul Maratonu ile kısıtlı kalmamasının önünü açtı. Bu sayede, kampanya tüm dünyadaki ODTÜ mezunlarının bulundukları ülke ve kentlerde koşarak, yürüyerek, yüzerek ya da bisikletle bir günde dünya turu atmalarını da hedefleyen bir boyut da kazandı. İstanbul Maratonu dahil, bu etkinliklere katılanlar da çevrelerini burs bağışına davet ederek ODTÜ öğrencilerinin kendilerini daha iyi yetiştirebilmelerinin önündeki parasal engellerin kaldırılmasına hizmet etmiş oluyorlar.

Bu yılın kampanyasına bağışçı, koşucu ve bağış toplayıcı rolleriyle katılabilirsiniz.

Bağışçılık

Katılırsanız iyi olur, fakat öğrencilere destek olmak için “1 Günde Dünyayı Turla“maya katılmanız gerekmiyor. Dilerseniz herhangi bir arkadaşınız üzerinden (tabii ki birden fazla da olabilir) bağış yaparak da ODTÜ öğrencilerini destekleyebilirsiniz.

Bunun için ya arkadaşlarınızın gönderdiği bağlantıları kullanacaksınız ya da kampanya sayfasına girerek karşınıza çıkacak koşuculardan hangisi aracılığıyla bağış yapacağınıza karar vereceksiniz.

Koşuculuk

40.000 kilometrenin tamamlanmasında benim de katkım olsun diyenler 1 Günde Dünya Turu kampanyasına https://fonzip.com/odtumist/form/bir-gunde-dunyayi-turla sayfasındaki Başvuru Formunu doldurarak kayıt olabilirler. Böyle 7 Kasım’da dünyanın çok çeşitli yerlerinde koşan mezun ve ODTÜ dostlarıyla birlikte bu küresel turun bir parçası olabilirler. Bunun için “koşmak” bir zorunluluk değil, yürüyebilir, yüzebilir ya da pedallayarak da alınacak mesafeye katkıda bulunabilirsiniz. Geçen yıl çok az farkla turu tamamlayamamıştık fakat aradaki eksiği bağışları artırarak çözmüştük. Koşucu sayısının artışı 40.000 km’nin tamamlanmasını kolaylaştıracağı ve kampanyanın duyulurluğunu artıracağı için önemli.

Bağış Toplayıcılığı

Kampanyada yer almanın diğer bir biçimi; koşuculuktan da yararlanarak bağış toplamaktır. Her koşanın bağış toplaması gerekmiyor, fakat bağış toplamak için yürüyerek, koşarak, yüzerek ve/ya da bisikletle “1 Günde Dünyayı Turla” etkinliğine kayıt yaptırması gerekiyor. 

Bağış toplamayı çok büyük ölçüde kolaylaştıran bir düzenek var: Derneğin sağladığı bir platformda kendi adınıza bir kampanya sayfası açıyorsunuz. Sonra bu sayfanın adresini bağış yapmasını istediğiniz dost ve arkadaşlarınıza gönderiyorsunuz. Onlar da bu sayfaya girerek kredi kartı ya da havale ve EFT aracılığıyla bağışlarını yapıyorlar. Örneğin benim sayfam şöyle: 

https://fonzip.com/odtumist/kampanya/bu-kez-ogrenciler-icin—

Benim gibi bağış toplayarak katkıda bulunmak isterseniz “Koşuculuk” için başvurarak yola çıkabilirsiniz. Şimdilik “duygusal” desteğinle yetineceksek üstteki son bağlantıyı tıklayabilirsin.

ODTÜ Öğrenci Topluluklarının Twitter Hesapları

ODTÜ’de ne olup bittiğini izlemenin bir yolu ODTÜ’nün sitesidir. Bütün kurumlarda olması beklenebileceği gibi, varsa olumlu bazı gelişmeler, açılışta karşınıza çıkar. Fakat, ODTÜ’nün çeşitli bileşenlerini ilgilendiren birçok gelişmeyi burada bulamazsınız. Bunları, başka kanallardan -özellikle mezunlar olarak- çok gecikmeli duyarız. Bu sorunu aşmanın birçok yolu bulunabilir; biri de öğrenci topluluklarının sosyal medya hesaplarının izlenmesidir. Bu da kolay değil; çünkü çok topluluk var. Twitter’da bu sorunu aşmanın bir aracı var: Listeler. Bir liste oluşturuyorsunuz; örneğin öğrenci topluluklarının listesi. Bu listedekilerin paylaşımlarını görmek istediğinizde bu listeye gidiyorsunuz. Yakın dönemde hangisi ne paylaştıysa görüyorsunuz. Bende ODTÜ Öğrenci Topluluklarının Twitter Hesaplarının bir Listesi var. Bu listeyi izlemeye alırsanız dilediğiniz zaman bu listeye giderek öğrencilerin gündemine giren önemli bir şey olup olmadığını görebilirsiniz. Örneğin bugünlerde okulun açılacak olmasıyla birlikte bir “İhaleyi İptal Et” kampanyası yapıyorlar. Ankara Büyükşehir Belediyesi, mahkeme kararıyla durdurulan, bir bölümü Bilkent yoluna paralel, Gökçek’in başlattığı yol için yeni bir ihaleye çıkılmış. Öğrenciler de hemen tavır koymuşlar.

Adresini verdiğim “Liste”de aşağıdaki “topluluklar” var:

Toplulukİzleyici Sayısı (020921)
Arkeoloji Topluluğu309
Aykut Kence Evrim Konferansı2031
Gençlik ve Kent için Doğa72
METU MATH CLUB1788
METU MECH447
ODTU KTMT1021
ODTUG9460
ODTÜ AAT4002
ODTÜ ADT5482
ODTÜ AFT143
ODTÜ Ar-Ge Topluluğu492
ODTÜ BalkanTopluluğu30
ODTÜ Bilgisayar Müh.2975
ODTÜ Bilgisayar Topluluğu2371
ODTÜ Bilim Toplulukları421
ODTÜ Bilim ve Gelecek Topluluğu438
ODTÜ BİYOGEN4946
ODTÜ Caz Topluluğu1237
ODTÜ CİTÖB Gönüllü Ağı149
odtü çağdaş dans34
ODTÜ Çevre Topluluğu1111
ODTÜ DPUİT760
ODTÜ EDT99
ODTÜ Eğitim Topluluğu168
ODTÜ Ekonomi Topluluğu412
ODTÜ Endüstriyel Tasarım / METU Industrial Design794
ODTÜ Eşli Danslar255
ODTÜ Felsefe Topluluğu2397
Odtü Finans Kulübü373
ODTÜ Fizik Topluluğu5916
ODTÜ Gastronomi1184
ODTÜ Genç Yazarlar752
ODTÜ Gezi Kulübü741
ODTÜ GGT2294
ODTÜ Go57
odtü gst404
ODTÜ Hayvan Dostları3065
ODTÜ HUT1303
ODTÜ İletişim Topluluğu795
ODTÜ İstatistik Topluluğu573
ODTÜ İşletme Bölümü1363
ODTÜ Japon Kültür205
ODTÜ Kadın Dayanışması1091
ODTÜ KGT11
ODTÜ Kimya Topluluğu2357
ODTÜ Kitap Topluluğu3029
ODTÜ LGBTİQAA+ | BULGBTİ+13300
ODTÜ MBT78
ODTÜ Medya Topluluğu7127
ODTÜ MT1889
ODTÜ O.T.584
ODTÜ Oyuncuları2203
ODTÜ Psikoloji Topluluğu1105
ODTÜ Radyo Topluluğu1864
ODTÜ Robot Topluluğu1720
ODTÜ Siyaset Bilimi Topluluğu1561
ODTÜ Sosyalist Düşünce T.798
ODTÜ Sosyoloji Topluluğu4086
ODTÜ Tarih Mezunları & Öğrencileri449
ODTÜ Tarih Topluluğu316
ODTÜ Tasarım Top.397
ODTÜ THBT1499
ODTÜ TOG277
ODTÜ Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Topluluğu656
ODTÜ Yapı Topluluğu162
ODTÜ’lü Jonglörler49
OdtüSatrançTopluluğu116
ODYT302
UGT ODTÜ2713
Verimlilik Topluluğu2003

Toplulukların 2 Eylül 2021’deki izleyici sayıları birçok etmene bağlı; bazı toplulukların Twitter hesapları yok, bazıları başka sosyal medya araçlarına ağırlık veriyor. Yine de karşılaştırmalı izleyici sayılarının topluluk yöneticilerini etkilemesini bekliyorum.

Bir de şu var; benim buldu.ğum hesapların hepsi ilgili topluluğun gerçek hesabı olmayabilir de. Böyle bir şey varsa düzeltmek isterim. Bulamadığım hesapları da öğrenirsem ekleyeceğim

Ayrıca, listenin bu halini görünce [ODTÜ]+[Topluluk Tam Adı] yapısında bir “adlandırma” da çok yararlı olurmuş diye düşündüm. Sanırım Twitter bu tür düzeltmelere izin veriyordur.

“Bi’ Dünya ODTÜLÜ” nasıl bir şey?

“Bi’ Dünya ODTÜLÜ” Nasıl Bir Şey?

Size bunu bir öykü ile anlatayım; düşümde yarattığım bir öykü değil; yaşadık geçen yıl…

Mezunların hepsi birkaç “tık”la ODTÜ’ye gelmişler, yerleşkenin neresinde karşılaşırlarsa karşılaşsınlar birbirlerini -üzerlerinde şunun benzeri- bir etiketle birlikte görüyorlar: 

Adı SoyadıDeniz Dorudağ Çiçekçi
Bölümü, Mezuniyet YılıADM 1988
Çalıştığı KuruluşTÜPRAŞ
Uzmanlık ve İlgi AlanlarıSürdürülebilir Enerji Kaynakları
Müsilaj : )
BeklentisiBirlikte çalışabileceği bir Kimya Mühendisi bulmak

Herkes birbirine “Merhaba Hocam!” diyerek söze başlayabiliyor ve ilgi gösterdiği konuda kendisine yardımcı olup olamayacağını sorgulayabiliyor; yapabileceği bir şeyi olanlar da bunun yöntemi üzerinde anlaşabiliyorlar. 1’e 1 görüşmeler bunlar…

Şöyle bir kolaylık da var: Örneğin ‘Uzmanlık ve İlgi Alanı’nda “Döngüsel Üretim” onlarla randevulaşıp görüşebiliyorsunuz: Herkes birbirini duymaya açık.

Konuşmacıların katıldığı oturumlar Türkiye Saati ile sabah 8:40’ta başlamış. Avustralya’da bile olsan oturumlara katılabiliyorsun. Konuşmacı olmak ya da önermek isteyen ODTÜ mezunları bir formu doldurarak başvurmuşlar. Hangi amfide neler konuşulduğunu da bilebiliyorsun. Zamanını uydurabildiğinde ilgili amfiye tıklayıp oradaki konuşmaları izleyebiliyorsun. Konuşmacılara oturumlar sırasında sorular sorabildiğin gibi sonrasında da onlarla iletişim kurabiliyorsun. Bir kantinde ya da Fizik çimlerinde buluşuyorsunuz.

Bir bakıyorsun Alle bir uçtan ötekine çeşitli kuruluşların stantlarıyla dolu. Aradığın standa sen gitmiyorsun, stand senin ayağına geliyor. Ya senin için hazırladıkları bilgilere erişiyorsun ya da ilgiliye dilediklerini soruyorsun.

Saat 17:40 olunca herkes “Bölüm”üne gidiyor. İsteyen başka bölümlerin toplantılarına da katılabiliyor. Hatta biraz ona, biraz diğerine…

19:40’tan sonra da amfilerdeki açık oturumlar sürüyor. Bu da Kaliforniya’dakiler için kolaylık. Yani üzerinde güneş batmayan bir etkinlikte gününün dilediğin bölümünü geçiriyorsun!

Girişte bir bağış yapmıştınız ya, çıkarken öğreniyorsunuz ki AdımODTÜ’nün “Lisans Araştırmaları Projesi”ne 100 binlerce lira destek sağlanmış. “ODTÜ’de araştırma lisans eğitiminde başlar” savının düşüncede kalmadığına güvenerek bundaki payınızla mutlu oluyorsunuz.

Daha iyi anlatabilmek için, becerebilsem, bunların resimlerini de yapardım.

RÜZGEM’in Rüzgar Tüneli

ODTÜ’deki gelişmelerin toplumla paylaşılması çok değerli uygulamalardır. Bilimsel bilginin uygulamadaki karşılıklarını artırmak ve geliştirmek için birçok kurumun yoğun bir çaba içerisinde olduğunu biliyoruz. ODTÜ’de bu amaçla kurulmuş araştırma merkezlerinden biri olan RÜZGEM (Rüzgar Enerjisi Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi) önemli bir yatırımın öncülüğünü yaparak ülkemize bir Rüzgar Tüneli kazandırdı. Bunun haberi ODTÜ’nün Linkedin sayfasında şöyle paylaşıldı:

Rüzgar Tüneli haberinin Linkedin paylaşımı

“Rüzgar Tüneli”nin açılış haberi RÜZGEM’in kurulması gibi yansımış. Oysa RÜZGEM 2011 yılında kurulmuş olan bir araştırma merkezidir (Ayrıntılar için https://ruzgem.metu.edu.tr/).

Rüzgar Tüneli ise 2016 yılında ihalesi yapılmış olup inşaatının tamamlanmasının ardından 2020 sonunda açılışı yapılan bir RÜZGEM projesidir.

Bir UNDP Türkiye Raporu

O kadar çok kötü örnekle karşılaşıyorum ki, bunun bir ‘standart’a dönüşmeye başladığını düşünüyorum: Dünyadaki birçok kurumun yalapşap işler yaptığı bir dönemdeyiz. Bu belki de hep böyleydi. Fakat ben artık önüme çıkan örnekleri bu gözle değerlendirmeye biraz daha özen göstereceğim.

Şu rapordan söz edeceğim: Sektörel Yol Haritaları: Türkiye’de Gıda Sektörü

Bu raporun gerekçesine en sonda değinmeye çalışacağım. Raporda kullanılan şu grafikle başlayayım:

Büyük olasılıkla raporun ikinci sürümü bu1. Bu grafiğe kimse söz etmemiş olabilir fakat ben edeceğim. 

Sanırım yeşil çubuklar dışsatımı, siyahlar dışalımı gösteriyor. 2014-2018 arasındaki beş yılda değerler aynı kalmış gibi: Yaklaşık olarak dışsatım 7,5 milyar USD, Dışalım 3,75 milyar USD.

İyi ki kırmızı çizgi var; o da gıda sektöründeki dış ticaret fazlasını gösteriyor. Bir olasılık bu kırmızı çizgi grafiğin doğru yanı. Alttaki açıklamalardan bunu sezebiliyorsunuz. Grafiğin böyle bir yazıdaki görevi okuyucunun anlamasını kolaylaştırmaktır. Buradaki işlevi ne yazık ki bu değil; günümüz okuyucusunun anlayışına güvenerek fazla rahat davranılmış gibi görünüyor. 

Ayrıca “Figur 1” nedir? Buna da özen gösterilmesi gerekirdi. 

İlk sayfada üç kaynaktan yararlanılmış; fakat kaynaklar doğru dürüst tanımlanmayınca örneğin O. ACIKGOZ, A. GUNAY bu durumdan atıf olarak da yararlanamamışlar (Bkz: https://unis.asbu.edu.tr/yayin-detay/2_DZ0n_16/turkiyede-tarim-ve-gida-sektoru-uzerine-bir-degerlendirme-2017-yilinda-yasanan-tehditler-ve-kacirilan-firsatlar

Umarım, üçüncü olarak verilen ‘fulfood’ diye bir kaynak da vardır; Gulfood olma olasılığı daha yüksek gibi geliyor bana.

Aslında sanırım bu raporun nasıl bir şey olduğu aşağı yukarı anlaşılmıştır. Hakkının teslim edilmesi gereken bir yanı da olduğuna da inanıyorum. Fakat biraz daha ilgilenmek yararlı olabilir. Şöyle ki; rapor “Gıda İşlemede Küresel Eğilimler” ve “Gelecek Senaryoları” başlıklı iki bölümde yeterince yuvarlak sözler ettikten sonra “Saha Çalışması Sonrasında Bölge Gıda Sanayisinde Elde Edilen Bulgular” diye bir bölüm açıyor. İşte, özgün olan bölüm budur herhalde diyorsunuz. Ne yazık ki bu da tam bir hayal kırıklığı… Çünkü saha çalışmasının nasıl bir şey olduğuyla ilgili neredeyse hiçbir ipucu yok. Hangi ölçekte kaç firmayla yapıldığı, örneklemin nasıl seçildiği, hangi bölge ve alt sektörleri kapsadığıyla ilgili hiçbir bilgiye sahip olmaksızın anlamsız ‘yüzdeler’in paylaşıldığını görüyorsunuz. Bulgulardan birini örneklemek iyi olabilir: “Satış sonrası hizmetler: İşletmeler satış sonrası hizmetlere önem vermekle  birlikte, önemli bir kısmı müşteri memnuniyeti ölçmek için bir yöntem belirlemişlerdir.” Cümlenin gidişi “belirlememişlerdir” diye bitmesini gerektiriyor. Diyelim, benim beklentim yanlış, bu durumda da bulgunun müşteri memnuniyetinin ölçülmesinden doğan sonuçlarla ilgili olmasıi gerekirdi. Çünkü yöntem belirlemiş olmanın kendi başına bir değeri yoktur. O yöntemin uygulanmasından ne çıktığına bakılmasının bir anlamı olur.

Şu da güzel bir bulgu: “Ayrıca, tarımsal ürünlerde kalite ve nicelikteki sürdürülebilirlik de ana zorluklar içerisinde sayılmalıdır.” Tarım girdisini kullanan bir sektörden söz ederken böyle bir bulguyu elde etmek için herhangi bir saha çalışmasına gerek var mıdır? 

Raporun ağırlıklı bölümü Tarım ve Orman Bakanlığının 2018-2022 Stratejik Planıyla paralellikler vurgulanarak 5 başlık altında toparlanan önerilerden oluşuyor. Önce başlıkları verelim:

A. DÜZENLEME VE KAPASİTE GELİŞTİRME

B. İŞ BİRLİKLERİNİ GELİŞTİRMEK

C. YENİLİK, AR-GE’YE YATIRIM VE TEKNOLOJİYİ BENİMSEME

D. İŞ GELİŞTİRME

E. ULUSLARARASILAŞTIRMA, BÖLGESEL MARKA OLUŞTURMA VE PAZARLAMA YOLU İLE PAZAR ERİŞİMİNİ İYİLEŞTİRMEK 

İşte bu başlıklar büyük olasılıkla UNDP’nin bu konuda geliştirdiği bir şablona benziyor. Buraya kadarki yaklaşım bu başlıkların altının ne kadar Türkiye’nin özgül durumu gözetilerek ele alındığını “Gıda Sektörü”ndekilerin daha iyi değerlendireceğini sanıyorum. Öte yandan, raporun özgüleştirmede başarılı olmasından bağımsız olarak bu 5 başlığın altındaki bölümlendirmeden sektörel okuyucuların yararlanabileceğine de inanıyorum.  

Konuyla ilgilenenler için aynı yıl TÜSİAD “tarım”ı da içeren bir gıda sektörü raporu yayınlamış: https://tusiad.org/tr/yayinlar/raporlar/item/download/9379_897c576644a997938661fc70fcbc8b9b 

Bu tür raporların -bir yığın özensizliği barındırsa da- sonuçta kurumsal birikimlerin önemli bir bölümünü yansıtma potansiyeli taşıdıkları için değerli olabileceklerini düşünüyorum. Yeter ki eleştirel bir yaklaşımla değerlendirelim. Hatta bu raporların ortaya koyduklarını aşma isteğini taşıma kararlılığımız olsun. 

Gelelim başta verdiğimiz söze: Bu rapor UNDP’nin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SDG) doğrultusunda yürütülen çalışmalardan biri olarak (Suriye Krizine Yanıt Olarak Türkiye’de Dayanıklılık Projesi) tasarlanmış fakat bağlantısı pek kurulamamış gibi görünüyor. Okurken “Suriye Krizi”ni akılda tutmak yeterli olabilir mi dersiniz?

Bunu da belirleyip bitirelim…

1 Internet adresinin sonundaki ‘re2’ bunu anlatıyor olmalı.

“İklim Değişikliğiyle Mücadele Çalıştayı”na hangi kurumlar katıldı?

17-18 Mart 2021’de Zero Carbon City International Forum yapılacağını rastlantı sonucu görünce “Türkiye bu konuyla ne kadar ilgileniyor” diye düşünüp Çevre ve Şehircilik Bakanlığının sitesine baktım. Bulduğum en ilgili haber https://csb.gov.tr/bakan-kurum-iklim-degisikligiyle-mucadele-raporunu-meclise-sunacagiz-bakanlik-faaliyetleri-30881 sayfasındaydı.

Ocak ayında bir “İklim Değişikliğiyle Mücadele Çalıştayı” yapılmış. Bu çalıştayın sonuç bildirisi de 17 Şubat’ta Beştepe Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “İklim Değişikliğiyle Mücadele Toplantısı”nda 14 madde olarak okunmuş.

Bakan Kurum “Üniversitelerimizle, sivil toplum örgütlerimizle, belediyelerimizle, özel sektörümüzle yaptığımız toplantı ve istişareler ve şimdi açıklayacağımız sonuç bildirgemiz, Meclisimizde yapılacak İklim Kanunu çalışmaları için bir referans olacak, bir kaynak oluşturacaktır.” dediği için Google’da “İklim Değişikliğiyle Mücadele Çalıştayı” araması yaparak hangi üniversite, STK, belediye ve özel sektör kuruluşunun “Çalıştay”a katılmış olduğunu belirlemeye çalıştım. Ancak, ilk 4 sonuç sayfasında “Çalıştay”a katılmış herhangi bir kurumun internet sitesinde yapılmış bir açıklamaya erişemedim. Ya Google bu konudaki aramada yetersiz kaldı ya da bunca belediye, STK, üniversite ve özel sektör kuruluşundan hiçbiri böyle bir çalışmada yer aldığını internet sitesinde paylaşma gereği duymadı.

“Çalıştay”la ilgili bir bilgi paylaşımı olmasa da Sonuç Bildirgesini paylaşan bir STK var; o da TENVA (Türkiye Enerji Vakfı).

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yukarıda verdiğim bağlantısındaki haberi ise Hürriyet, Sputnik, Aydınlık, Medya Ege, Son Dakika ve Yapı.com.tr neredeyse olduğu gibi paylaşmış; Enerji Günlüğü kendisiyle ilgili bulduğu bölümlerini öne çıkararak paylaşmış. Fakat hiçbirinde Çalıştay ile ilgili bir bilgi bulunmuyor.

Bu tabii, bana şunu da düşündürdü: Basın ne yapıyor? Bakan “ilgili kurumlarla çalıştay yaptık ve bu sonuç bildirisini ortaya çıkardık” diyor, hiçbir medya kuruluşu da bu kurumların hangileri olduğunu belirlemeye gerek duymamış görünüyor. 

En azından İBB katıldıysa sitesinde belirtmiştir diye özel olarak baktım. Orada da bulamadım. 

Bu çalıştaya katılan kurumların hangileri olduğunun bilinmesinin en azından açıklık (şeffaflık) açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Biraz daha araştıracağım, bir şeyler bulursam bu sayfaya ekleyeceğim.

Ayrıca, “İklim Değişikliğiyle Mücadele Sonuç Bildirgesi“ndeki 14 madde de ‘aynen’ burada bulunsun; ilgilenenlere kolaylık olur:

  1. İklim Kanunu için temel ilke, sorumluluk ve eylemleri içeren kapsamlı bir İklim Değişikliğiyle Mücadele Raporu Meclisimizin takdirine sunulacaktır.
  2. Tüm kurumların, sera gazı emisyonlarının azaltımına ve iklim değişikliğine uyum sağlamasına yönelik 2050 Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi ve Eylem Planı uygulamaya konulacaktır.
  3. Bölgesel İklim Değişikliği Eylem Planlarıyla, 7 bölgemiz tüm alanlarda iklim değişikliğine uyumlu hale getirilecektir. Akıllı şehir ve sıfır atık uygulamaları yaygınlaştırılacaktır. Ülkemizin her yerinde; enerji verimli, iklime duyarlı yeni yerleşim alanları kurulacaktır.
  4. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en çok yaşandığı sektörler olan tarım, hayvancılık, turizm, yenilenebilir enerji ve sanayi alanlarında yatırımlarımızı en verimli şekilde yönlendirecek, mekânsal strateji planı ve bütün ölçeklerde yeni mekânsal planlar uygulamaya konulacaktır.
  5. 2023 yılına kadar tüm ülkede yaygınlaştırılacak Sıfır Atık Projesi kapsamında atıkların geri kazanım oranı 2035 yılında %60’a çıkarılacak. 2050 yılında evsel atıkların düzenli depolama ile bertarafına son verilecek.
  6. Ülkemizde hâlihazırda %2,5 olan arıtılarak yeniden kullanılan atıksu oranı, 2023 yılında %5’e, 2030 yılında ise %15’e çıkarılacaktır.
  7. Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretim kapasitesi arttırılacaktır. 2030 yılına kadar, elektrik üretimimiz güneş enerjisinden 10 GW, rüzgâr enerjisinden 16 GW kapasitesine çıkarılacaktır.
  8. İklim dostu yatırımların destekleneceği, temiz üretim teknolojilerine yatırım yapan tesisleri ödüllendiren Emisyon Ticaret Sistemi hayata geçirilecek.
  9. Enerji ve sanayi tesislerinin iklim ve çevre dostu üretim yapmalarına yönelik ilave tedbir ve teşvikler arttırılacak.
  10. 2023 yılında binalarımızda kullandığımız fosil yakıtlar %25 oranında azaltılacak. Yine 2030 yılına kadar tüm binalarımız enerji kimlik belgesine sahip olacak.
  11. Kamu ve özel sektörümüzün, İklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarına yönelik teşvik ve finansman imkânları geliştirilecek, uluslararası finansman kaynaklarına erişim imkânları arttırılacak.
  12. Ülkemizin tamamında, sel, heyelan, erozyon, taşkın tehdidi altında bulunan bölgelerde yeniden inşa faaliyetine izin verilmeyecektir. Tüm bu risk altındaki yapılar için uygun alanlar belirlenecek ve kamulaştırma ve dönüşüm projeleriyle taşıma süreci başlatılacaktır.
  13. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en çok yaşandığı su kaynaklarımızın etkin yönetimi ve korunması için tüm kurumlarla ortak bir iş birliği geliştirilerek suyun tasarruflu kullanılmasına yönelik önlemler belirlenecek ve uygulanacaktır.
  14. İklim değişikliği konusunda üretilen çalışmaların ve verilerin paydaşlarımızın ve kurumlarımızın erişimine açık olduğu Ulusal İklim Değişikliği Platformu ile bilimsel araştırmaların yapılacağı, politikaların belirleneceği ve takip edileceği Ulusal İklim Değişikliği Araştırma Merkezi kurulacak.

“Sorunun değil, çözümün parçası ol” boş sözü

Bu kavram insanda olumlu duygular oluşturan bir kavramdır. Fakat bir yönüyle anlamsız, bazı yönleriyle de yanıltıcı bir kavramdır. En iyisinden “elini taşın altına koymak”ın başka türlüsü olarak olumlanabilir.

Biraz çözümlemeye çalışalım. Sorunun parçası olmak ne demektir? Sorundan yana olmak, sorun yaratmak istemek olabilir mi? Umarım bu değildir; çünkü sorun yaratmak istemek niyetle ilgili bir şeydir. Niyeti sorun yaratmak olana bu sözü söylemek temelde anlamsızdır. En iyimser olasılıkla, niyeti açığa çıkarmak için kullanılabilir. Bu konuda da ne kadar yeterlidir, bilemem.

“Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum”un* parçası değilseniz aslında sizin için sorun da yoktur. Sorun başkası için geçerli olsa bile araştırıp öğrenme, düşünüp çözme, bir sonuca bağlama gereği duyduğunuzda o işin (sorunun) bir parçası olmaz mısınız? Yani aslında sorun ve çözüm birbirlerini dışaran değil içeren kavramlardır. Çözüm kaygısı, çözüm arayışı, çözüm beklentisi yoksa sorun da yoktur. Çözüm için devreye girdiğiniz anda sorunla yüz yüzesinizdir; çözüme eriştiğinizde de çözümle… Eğer bu yüz yüzeliği, karşılaşmayı; karşı karşıya olduğunuzun parçası olmak olarak görüyorsanız çözümün parçası olduğunuz kadar sorunun da parçası olmuş oluyorsunuz. Bu durumda da “sorunun değil, çözümün parçası olma”yı seçme şansınız yoktur. Fakat bunu seçtiğinize inanmak size iyi geliyorsa karar sizin…

Buraya kadarı işin kavramsal düzeydeki karşılığıdır. Bunun bir de politik karşılığı vardır. Düzenin sürmesinden yararı olanlar ya da yararı olduğuna inananlar bu tür düzmece ya da boş kavramlaştırmaları severler. “Sorun neredeyse düzeltelim; bu iyileştirmeleri ne kadar çok yaparsak o kadar iyi bir duruma geliriz”in propagandasını çok değişik biçimler altında yaparlar. “Sorunun değil, çözümün parçası ol” yaklaşımı da bu propaganda araçlarından biridir. Sonuçta, “şikayet eden, sızlanan biri olacağına, işin bir tarafından tut, kardeşim”in güzel bir anlatımını oluşturduğuna inandıkları bu deyimden yararlanmaya çalışırlar… Değişmez olarak sunulanları denklemden çıkarmayı ya da değişken olabileceklerini gözetecek paradigma değişikliklerini engellemedikçe, günlük yaşamımızı iyileştirecek adımları atmaktan geri durmak çok anlamlı değildir. O nedenle, iyileştirmeci yaklaşımlarla birlikte yol almaya rıza gösterebiliriz. Fakat iletişimi bozan, anlam dünyamızı zayıflatan, kavramların içinin boşalmasına yol açan yaklaşımlara karşı kayıtsız kalmamalı, bunlara izin vermemeliyiz. Çünkü, sınıfsız toplumu olanaklı kılacak istenç; büyük ölçüde, anlam dünyamızın iç tutarlılığıyla biçimlenecektir…

* “sorun”un Güncel Türkçe Sözlük’teki karşılığı (https://sozluk.gov.tr/)

Eğitim “uzaktan”laşınca mezuna da iş düşer mi?

Baraka’nın son sayısında Prof. Dr. Soner Yıldırım “Müzik değişince dans da değişir” diyen bir Afrika atasözünü başlık yaptığı yazısında Uzaktan Eğitim konusunda yaşanan sorunlarla ilgili bilimsel çalışmalardan bazı özetler yaptıktan sonra somut önerilerde bulunmuştu. Derli toplu ve önemli noktalara parmak basan yazı duyarsız kalınacak gibi değildi. İlk iş olarak başkalarının da okuması olasılığını artırmak için, ODTÜ mezunlarının bulunduğu ortamlarda, yaygın bir biçimde paylaşmaya çalıştım.

Soner Hoca önerilerinden ikisinde mezunları da anıyordu. Önerilerden biri şuydu:  

“4. Özellikle 100+ öğrenci ile kalabalık sınıflarda yapılan derslerde tek bir öğretim elemanı ile başarılı öğretim yapmak da gerçekçi değildir. Bu tür derslerde öğrenciler ile resitasyon (recitation) yapabilecek, onların sorularına anında cevap verebilecek ek öğretim elemanlarının bu derslere eklenmesi gerekir. Yeterli asistan desteği olmayan bölümlerde bu görev üst sınıflardan, yüksek lisans ya da doktora yapan öğrenciler arasından seçilmiş nitelikli ve istekli “tutor”larla başarılabilir. Hatta alanında başarılı olmuş gönüllü mezunlar da buna destek olabilirler. Bu tür öğrenme toplulukları öğrencilerin derslere katılımını ve başarısını çok artıracaktır.”

Bu öneriye can katacak daha somut ne yapılabilir diye düşündüm: 

  • Mezunlar kendi yapabilecekleri üzerine düşünürler
  • Mezun örgütleri bu konuda neler yapabileceklerini gözden geçirirler
  • Bölüm yöneticileri bu konuda özendirici olacak bazı yaklaşımlar geliştirirler
  • Öğretim elemanları mezunların yararlı olabileceği durumları belirlemeye çalışırlar

Bunlar, yaklaşık olarak, eşzamanlı bir biçimde gerçekleşirse bu durum “yeni üniversite” için bir kazanca dönüşebilir miydi?

Anladığım kadarıyla, Soner Hoca kısa yazısına bazı ipuçları da sıkıştırmıştı. Bu önerinin son cümlesinde geçen “Bu tür öğrenme toplulukları” bu ipuçlarından biriydi sanırım. Yani, uzaktan eğitimde; dersleri -katkı sağlayabilecek farklı unsurlardan da yararlanarak- “öğrenme toplulukları” ile destekleyebiliriz. 

Bu düşünceyi ODTÜ mezunlarının yaygın olarak bulunduğu ortamlarda ciddi bir biçimde tartışmak -becerilebilirse- yararlı olabilir.

Deneyip görelim!

342 ve 200 kişinin ayrı ayrı önemi!

Bir örgüt varlık nedeni ile bağlantısını koruduğu ölçüde tutarlı ve kararlı olur; buna bağlı olarak da gelişimini sürdürebilir.

Konuyu ODTÜMİST’in bağış kampanyası bağlamında değerlendirmeye çalışacağım.

ODTÜMİST 8 Kasım’da yaklaşık 3500 kişiyi seferber ettiği “Bir Günde Dünyayı Koş”mak etkinliğini ODTÜ öğrencileri için burs bağışına ilgiyi çekmek için yaptı. Dünyanın çevresini dolanamamış olsalar da buna çok yakın olan Venüs’ün ekvatoryal çevresini aşan bir katılımın sağlanması çok büyük bir başarıydı. Şimdi önemli olan bu etkinliğin sonuçlarının toplanacak burs bağışı tutarına* yansıması…

Burs Çalışma Grubu “2015-2020 Burs İstatistiklerini” yayınladı. Bu istatistiklere bakıldığında ODTÜMİST’in yaklaşık 1750 üyesinden 524’ünün düzenli bağış yaptığı görülüyor. Yani üyelerin ancak üçte birinden azı ODTÜ öğrencilerine burs konusunu destekleme durumundalar… Üye olmayıp da düzenli bağışı yapan 342 kişi arasındaki ODTÜ mezunlarının sayısının önemli olduğunu düşünüyorum, fakat istatistikler bu konuda ipucu vermiyorlar. ODTÜMİST’e karşı duyarlılığı olan herkesin bu konumdaki mezunlardan öğrenmesi gereken çok şey olduğuna inanıyorum. En baştaki cümleyi kurma nedenlerimden biri işte bu 342 kişinin dağılımıyla ilgili. Ne kadar çoğu ODTÜ mezunu ise o kadar önemli bir sorundur.

İstatistiklere göre düzenli bağışçılar içinde aylık 50 TL’nin altında bağış yapanların sayısının 113 kişi olduğunu hesaplayabiliyoruz. Bu basit bilgi bize şunu gösteriyor: Küçük bağışların değeri anlatılamamış; çok kişinin sağlayacağı “küçük ve düzenli bağış”ın önemi üzerinden yeterli bir çalışma yürütülmemiş. Üye olmayanlarla birlikte düşünülürse bu 113 kişi arasındaki ODTÜMİST üyesi sayısı 100’den pek fazla değil gibi görünüyor. Bu da gösteriyor ki ayda 20-50 TL arasında bağış yapacak 200 dolayında ODTÜMİST üyesi bulmak çok somut ve pratik bir görevdir. Bu basit hedef 12 öğrencinin her ay 580 TL destek alması anlamına gelecektir. Bu 12 öğrencinin her birindeki potansiyeli düşündüğünüzde 20-50 TLlik bir desteğin değerinin ölçülemez olduğu ortaya çıkar.

Şu anda düzenli bağışçı olmayan 1226 kişinin içinden ayda 20-50 TL verebilecek bu 200 kişiyi çıkaracak bir çalışmayı önemsemek gerekir. En baştaki cümleyi kurmamın ikinci nedeni de budur: Madem ki “Mezunların ODTÜ ile bağının sürmesine aracılık ederken aynı zamanda ODTÜ öğrencilerine katkı sunmalarını sağlamak” gibi bir amacın var; bu durumda bu amacı benimsediği için üye olmuş mezunlarının katkılarını sağlayacak düzenlemeleri de gerçekleştirmelisin!

Öte yandan bu, şu da demek: ODTÜMİST üyesi olmakla ODTÜ öğrencilerine katkı sunmayı da benimsemiş olduğunu unutmadan “bunun zamanının gelip gelmediğini, bunun için nasıl bir yol** izlemek ya da geliştirmek” gerektiğini tartmak da üyenin sorumlulukları arasındadır.

#1GündeDünyayıKoş

*Hedef olarak belirtilen tutara yaklaşmak ve aşmak çok önemli olabilir, fakat konuyu kurumsal ve örgütsel boyutta değerlendirince üye katılımının boyutu da önemli olduğundan kampanyanın bu yönüne ağırlık veren bir yaklaşımı izlemeye çalışacağım.

**ODTÜ öğrencilerine katkı sunmanın tek yolu tabii ki burs için bağış vermek değildir. Mezun, deneyim ve birikimlerinden bir biçimde yararlanılmasını sağlayarak da bunu yapabilir. Başka yollar da bulunabilir fakat bunun için bu aşamada en iyi araç mentorluk gibi görünüyor. Bu konuda Mentorluk Çalışma Grubu ile iletişim içinde olmak yararlı olabilir.

İstanbul’dan Geçen Enlemin Uzunluğu

ODTÜMİST Maraton Çalışma Grubu; ODTÜ öğrencilerine verilen burs için bağış toplanmasına ilgiyi çekmek üzere “Dünyanın çevresini bir günde koşalım” diye bir etkinliğe girişti. 40.000 kilometreyi -yeterince çok ODTÜlüyü ve diğer destekçileri harekete geçirerek- tamamlamayı hedefledi. Bu hesap ortalama 10 kilometre koşacak ya da yürüyecek katılımcılardan 4000 kişiyi gerektiriyordu; ortalama, 8 kilometreye düşerse 5000 kişiyi…

Bugüne kadar 1000’den fazla kişinin harekete geçebildiği etkinlik olmadığı için çok iddialı bir hedef olarak görüldü. Nitekim, bu sayılara “mezunlar günleri”nde bile ulaşılamıyordu.

Katılımcı sayısı 1700’e yaklaşmışken üstlenilen mesafe de 17.400 km’yi geçti. Yani, şu anda ortalama hala 10 km’nin üzerinde. Fakat ilk katılanlarla sonradan katılanlar arasında koşu-yürüyüş deneyimleri farklı olduğundan sanırım, başlangıçta 11 km dolayında olan ortalama, şimdilerde 10,5 km’nin altına düştü. 40.000 km’yi tamamlarsak büyük olasılıkla 9 km’ye kadar düşecek diye düşünüyorum. Bu da son iki haftada 2500’den fazla katılımcıyı gerektiriyor. Zor tabii, fakat olmasını sağlayacak özendiricilerin ortaya çıkabileceğini umuyorum. 

Şöyle ki; 40.000 hedefi çok uzak iken “ben de katılayım” düşüncesi de uzak oluyor. Fakat, her katılımcının bir kişiyi daha katılmaya ikna etmesiyle 30.000’in geçilebileceğini düşünmek şunun kapısını açıyor: Artık, katılımcılar da başkalarını davet etmek için daha istekli olabilirler… Üstelik duyulurluğun artması da daha yüksek olasılık.

Bu isteklilik ve duyulurluk -2500 katılımcıda 25.000’e yakın bir kilometreye ulaşılırsa- biraz daha artma potansiyeli taşır… Yani Kasım’ın ilk günü bu noktaya da gelinirse 40.000’i tamamlamak da olanaklı hale gelecektir.

Bunlar tabii ki iyimser hesaplar… Gerçekleştiğinde, bu yıl öğrenciler için toplanacak burs bağışına ilgiyi yoğunlaştırmış olacağı için, herkes de büyük ölçüde mutlu olacak. Fakat, bu saatten sonra,  kötü olasılıkta bile 2000 kişinin altında kalmayacağımız artık görülüyor. Bu sonuç bile azımsanacak bir başarı değil. Çünkü dünyanın 70’ten fazla ülkesinde, 300’den fazla kentte 2000 insanın aynı günde -Salgının yarattığı sıkıntıları da aşarak- aynı amaç için koşuyor ya da yürüyor olması öyle azımsanacak bir şey değildir.

Çalışma Grubu 40.000’i hedeflemiş ama 40.000 km Dünya’nın çevresinin ekvatordaki uzunluğudur. Diyelim 40.000 km’yi karşılayamadık, bu durumda “Hiç olmazsa İstanbul’un bulunduğu 41 derece enlemindeki turu tamamlayabildik” diyebilmeyi istersek katılımcıların toplamda kaç kilometreyi üstlenmeleri gerekir?

Yani; özet soru şu: İstanbul’dan geçen enlemin uzunluğu nedir?

Hala kayıt olmadıysanız -soruyla ilgilenmeseniz bile- https://fonzip.com/odtumist/form/bir-gunde-dunyayi-kos adresini kullanarak kaydınızı yapabilirsiniz… Katılırsanız belki bu soru gereksiz hale de gelebilir…

9’ar günü arayla…

Ayrıntılar için: https://odtumist.org/bir-gunde-dunyayi-kos/